04/12/2022
Bakır rengi bir çizgi belirir ufukta, dünya sessizleşir. Yıldızlarla beraber gecenin gölgeleri de kaybolur. Ağırbaşlı rüzgar nasırlı parmaklarıyla okşar ıssız sahili. Pullu bir balık atlar günaydın niyetine. Güneş yükselmeye başlar.
Böyle kalsa diye geçti içimden, şu an ki gibi !
Yine bir gün ama yeni mi ?
Günün başlamasına daha bir saat var.
Sahildeki banklardan birine oturuyorum. Geçmiş yıllara dönüyorum.
Çocukken arkadaşlar Güzelyalı'ya denize giderlerdi.
Ben Güzelyalı'yı Bodrum kadar uzak zannederdim ! Hoş o zamanlar Bodrum'u harita da göster deseler onu da beceremezdim ya.
Toparlanıyor,açık olduğunu görünce sahilde ki kahvehane de alıyorum soluğu.
Ocak yanmış,soba yanmış, yetmişli yaşlarda bir ağabey ekmek kızartıyor. Selam verip giriyorum. İşaret edince ortada ki demlikten kendim alıyorum çayı.
Dört tane yumurta haşlamış, peynir var,tereyağı, vişne reçeli.
Karşılıklı oturuyoruz. Duvarlar da eskimiş çerçevelerin içinde renkleri solmuş fotoğraflar. Kasabanın şampiyon takımı, Macaron yağ fabrikaları önünde elleri ceplerinde, saçları uzun bir genç, elinde silahıyla bir asker, Asıl Boğaz Köprüsü.
Ev sahibi,misafir kıvamında sohbet ediyoruz. Gelen olur diye erken açıyormuş kahvehaneyi, yakınlarda bakkal olmadığı için ekmeği de o satıyormuş, tarhana, erişte,turşu,hatta balık.
"Televizyon izlemiyorum" diyor.
"Hem sabahtan gece yarılarına kadar masal anlatacaklar, hem televizyonu parayla satacaklar. Bedava dağıtmaları lazım !"
Kalıyorum öyle.
"Gazete de okumuyorum."
Besbelli aynı sebepten diye geçiriyorum içimden !
Ekonomi tahsil ettim diyor, bilsem köyümden ayrılmazdım.
Yıllardır karşılaşmamış iki arkadaş gibi görüşmek üzere ayrılıyoruz.
Dönüş yolunu bildiğim halde, kaybolmak için karşıma çıkan tüm sokaklara giriyorum.
Her yolun dili farklı, hikayesi başka...