26/04/2026
‘Bir ayakkabı sadece stil değil, karakterin hikayesidir’, der Manolo Blahnik.
Türkiye’de, 50 ile 100 yıllık tecrübeye sahip ayakkabı üretici ve markaların sahneden çekilmesi bir tesadüf değil. Bu kayıp, moda, ekonomi ve istihdamın kesiştiği bir kırılma hikâyesi.
Eskiden, dünya ve Türkiye’de ayakkabı ya da tekstil ‘üretim gücü’ başarı iken bugün ise marka+hikâye+hız = başarı olarak karşımıza çıkmakta.
Ayakkabı ve Modası;
Tüketici artık “dayanıklı ürün” değil, “hikâyesi olan ürün” kullanmak istiyor.
Trendler hızlandı, koleksiyon döngüleri kısaldı. Klasik üretim anlayışı, hızlı moda karşısında refleks veremedi.
Ayakkabı ve Ekonomi;
Döviz bazlı maliyetler, yüksek kiralar ve finansmana erişim zorlukları karşısında ayakkabı firmaları zorlanmaya başladılar.
Türkiye’de bunun karşılığında;
Ayakkabı fiyatları yukarı çıktı,
Ayakkabı talebi aşağıya indi.
Ayakkabıda Üretim-rekabet;
Çin başta olmak üzere uzak doğu ülkeleri, özellikle üretimle fiyat rekabeti oluşturdular. Global markalar ve fast-fashion modası algıyı domine etti.
Yerli üretici “kalite” ile var olmaya çalıştı, ama “moda ve trend” savaşını kaybetti. Son 10 yıllık istihdam kaybı ise yaklaşık olarak 80.000 kişi.
Sonuç;
Mesele sadece ayakkabı üretmek değil.
- Doğru fiyat,
- Doğru hikâye,
- Doğru hız, üçlüsünü kuramayan ayakkabı markaları oyunun dışında kalıyor.
Türkiye’de ayakkabı sektörü küçülmüyor, dönüşüyor. Kazananlar üretim gücüyle değil, marka aklıyla öne çıkacak.
Anılarımızda taşıdığımız, Yeşil Kundura’nın Hush Puppies’i, İnci Ayakkabının Fatih şubesinde Makosen modelini, Beta ayakkabının Wall Street köselesini ya da Esem’in eczanede satılan terliklerini ve daha onlarca ayakkabı markasına karşı özlem duyuyor musunuz?