03/05/2026
Baharın ilk kokusu geldi ya.... Çiçekleri, yeşili, kır gazinolarını, deniz kıyısındaki salaş çay bahçelerini, Boğaz Kıyısını, Piyer Loti’de Halice yukardan bakarak az şekerli kahve içip, Emirgan’da büyük çınar altında semaverle çay keyfi yapmayı.
Ya da Akaretler Yokuşu’nun tepelerinden güneşin batışını Salacağın camlarını kızıla boyayıp, ışıl ışıl alev gibi yanmasını izlemenin tarifsiz keyfini.
Moda Burnu’nda yağmur çiselerken, karşıda hayal gibi gözüken adaları ..
Belgrat Ormanı’nda, kuşların cıvıltısı, yeniden hayata dönen çimenin, çiçeğin börtü böceğin arasında yürümeyi..ilk gençliğimizde yaptığımız gibi seviyor, sevmiyor diye papatyadan fal bakmayı..
Hani demiş ya İstanbul aşığı büyük şair Yahya Kemal Beyatlı
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul
Görmediğim, gezmediğim, hiç bir yer ... Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul
Sadece bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Şimdilerde başlayan bu üç, dört ay, İstanbul’un en keyifli günleri.
Giyelim en güzellerimizi, pırıldayalım.. Bilmediğimiz semtlerin sokaklarını, ücradaki dükkanları, eski pasajları, esnaf lokantalarını, mimari şaheserler saydığım, Osmanlı’dan kalma küçücük camileri, tarihi hanları, zanaatkarları..Eski semtlerin, binaların arasına sıkışıp kalmış yalnızlaşmış, hissi veren güzelim konaklarını, evlerini fotoğraflayalım. Bunlar vardı çok kısa zamana demek için, kayıt geçelim tarihe.
İnsan eskiyi bilmeden kendine ne katar ki !
Fotoğraf; Sarıyer Kumsal Çay Bahçesi, 1960’lar.
Şelale Gültekin